O, çözülen hayatı sevmişti,
akan suyun ve azalan ağırlığın,
hasret ve açlıkla dolu seyrelen yaşamın,
yollarında yürümüştü dokunana değin.
O, yalnızca başka bir şey haline gelen,
şehvetli ve sonu olan şeylere ilgi duymuştu.
İçmek için ağzı öpülesi can sularında,
bir açgözlü gibi sakındığı kaynağında,
sarhoş edici yok oluşlarında yüzmüştü.
Onun arzuları birden bire vücudundan gitmiş,
derinin altındaki ve damarlarındaki her şey kurumuştu.
Hareketsiz ve cılız vücudu her şeye yabancı gibiydi.
Ölüme değil, varlığa değil;
arzunun nihai aldatmacasına inanırdı.
Onu beklerdi, onu isterdi.
aidiyet
YanıtlaSil