Sayfalar

24 Temmuz 2024 Çarşamba

Torino Rüzgarı

Ağırlaşmış ruhunun yakarışında,
ağırlaşan ruhun değilmiş meğer,
zamanın getirdiği dolu dizginler,
seni bir pranga haline getirmiş,
tüm düşüncelerinden ve yoksun
o sıcak düşlerinden alıkoymaya,
yemin etmiş bir yaşam,
yaşam ki ne acının getirisi bağrında,
yüreğinin kendini yediğini bildiğin,
yollarında yürüdün damarlarının,
o uçsuzluğa ulaşmaya çalışan,
bucaksızlığa binaen çatışan,
yine seni kabullenişlerin yıktı,
bir tragedyanın trajikomikliğinde,
kendi sahneni oynadığın,
figüranı dizelerin,
bedenin kuklan,
ellerindeki bu mürekkep,
senin kanında dolaşan,
hiçbiri son bulmadı halbuki,
yüceltti seni bakışları,
kalbinde yüceliğini arzuladığın,
onun gözlerinde gördün gözlerinin,
o yalnızlığının garip yansımasını.

Dehşete kapılıyorum düşündükçe,
göğsüm dolup taşmakta,
öylece boğulacağım,
o yaşam denizinde,
hiçbir pişmanlık duymadan!

28 Haziran 2024 Cuma

Geçkin

İçi kof bir kalpti ben de bulunan,
Ama yürümek için adım attığım yoldan,
Vardığım ahşap evden ve yüz yıllıktan,
İçeri girdiğimde bana arta kalan,
Senin gerçekliğin ve yüceliğindi.

Şimdi sarhoşluğumda seni düşünmek,
Kalbimin ahenginde,
Senin müziğini dinlemek.
Fakat bu notalar,
Senden dökülecek kelimelerden,
Uyacak hecelerden, bir ölçüden yoksun.

Çünkü sen dehlizlerimde bir kayıptın
ve sen yoksun.
Çünkü seni ben yarattım. 
Sen hiçbir zaman var olmadın.


3 Haziran 2024 Pazartesi

Dünya Hüznü

Gündüz görünen düşlerden,
Süreklilik kelimelerine binaen,
Kulaklarımda damgalanan,
Ve zihnine bir mıh gibi saplanan,
Tek cümle yahut,
Tek kelime olsaydı yaşamın tadı?
Kim alırdı o burukluğu?
Kim hissederdi damarlarımda gezinen seni?

Ey meskun tabiat,
Sen de yeşerttin insanın inancını,
Sen de yaşattın ona duyguları,
Şimdi bıraktın onlara bir hayalden
arta kalan hüzün bataklığını.

Ne sen ne de ben
Ne de büyük düşünürler,
Bile bile yazdı bu satırları.

Issızca yankılanır gökyüzünde,
Derin ve içten gelir sesin.
Peki ya sesi gelir mi ki acep?
Gözlerimden yalnızlığımın,
Suratımdan akan maskenin,
Çatırdayan tenimin,
Aleve dönüşen kanımın,
Bir hışımla koşan bacaklarımın?

Koca dağlarda gezinirken
Ya da buzlara adım atarken,
çatırdayan sen değil de,
yüreğin miydi sanki?

Anlamlar karışır,
Düşünceler saptırılır,
Fikirlerden bertaraf edilir,
Ama sen inanırsın seni duyanlara,
Sen hissedersin derinden,
Sen yine yeşertirsin,
Yine doğurur büyütürsün
Yine alırsın kollarına.

Biz ise seni yok etmeye çalışırız,
Ya da kendimizi yok edecek yollar ararız.
Tükenmeyi bilmeye çalışırız,
Halbuki bilmeyiz ki sen,
Çoktan tüketmişsindir bizi.

Bu yüzdendir ki seni yok etmeye çalışmalarımız,
Anlamına erdiremediğimiz için cevap ararız,
Ararız, bulamayız.
Bu yüzdendir seni yok etmeye çalışmalarımız.

20 Mayıs 2024 Pazartesi

İthafen III

Işıkların ulaşamadığı karanlık için,
Geleceği öngöremediğim için,
Bir dileğin gerçekleşmediği için,
Azımsanmayacak anılar için,
Duyguların arafında kalanlar için,
Aynı derede iki kere yıkanılmadığı için,
Çağlar öncesinden gelen uçsuz tını için,
Pencereden görünen deniz için,
İçimdeki denizi kumla doldurduğum için,
Sebepsiz vazgeçişler ve yarım kalanlar için,
Bir düşün sakındığı gerçek için,
Hem dünya, hem senin için,
Bunun için, yalnızca bunun için sana yalan söyledim.



                                                                                     Y.R ithafen...
                                                  
                                                                                      17.01.2024


2 Mayıs 2024 Perşembe

Tını

Sararan sarıdan,
Ve olmayan yeşilden,
Bir denizin serabından,
Ve içimdeki uçsuz bucaksız çölden.

Yegane filizlenen,
Ve akıl değil,
Tekrarlayan düşüncelerden hiç değil.
Tanınırcasına gelen sanrıdan hissedilmiş,
İnsanı ikiye bölen bir histi.
Satırları okuyacakların anladığı dilden değil,
Bir tanrının kulak verdiği misafirin hoşnutluğuydu,
Belki de sarhoşluğun verdiği vaazdı bunlar.

Netice de hissetmek de ondan ibaretti,
Başka ne fark edebilirdi?
Ne yücesi olabilirdi?
Duygu, his ve hissetmek.
Onu tanrı yapan, hülyaydı.

Saçmalayan insanın, 
ve miskin benin,
Dolaşacağı kelimeler,
Yoksun bir hayatın dizginlerinden,
İpini koparan bir at gibi,
Sağa sola kaçışıydı.

Ne ironiktir ki tekrarlayış,
Senin kalbinde vuku buldu.
Canlanan tümceler,
Yine sen de sıralandı.

Artık beynim,
yüksek bir tepe de
Senin seslerinden yoksun,
ve gönlümün çukuru,
derme çatma bir bedende tıkılı kaldı.



2 Nisan 2024 Salı

-

Daya uykulu başını, sevdiğim
İnsanca vefasız koluma,
Şehirler yorar bilirsin,
kaos besler damarlarımızı,
Zaman ve hastalıklar yok eder
Bizi bir deniz bir orman paklar.

Bir zaman sonra ineceğiz dipsiz burgaca,
ama kör talih korkutmuş,
düşüncelerimin keskinliği alıkoymuş,
şüpheden arta kalan,
baş ağrımın müsebbibiymiş.

Neyse ki bir bitkinlik, bir umma almış seni.
Şimdi upuzun çayırlarda,
kollarımda tan ağarıncaya kadar
Bırak uyusun bu canlı varlık
Ölümlü ama benim gözümde,
Tepeden tırnağa güzel.

20 Mart 2024 Çarşamba

Düş Şiiri

Ebedi yaşamın sırrı,
bilgelik ve aşktan geçer.

Oysa ki sen bunu bilirsin,
bilirsin aşkın sıcaklığını,
bilgeliğin yüceliğini,

Hiç içmedin mi aşkın kadehinden?
Sarhoş olmadın mı kusarcasına?
Hiç görmedin mi o gözleri,
Aşktan yaşarırcasına?

Eğer bunları yaşamadıysan üzülme,
çünkü bunlar en içindedir,
yeşermeyi beklemektedir.

Geçmiş zamanlarda bir bilge bana söyledi;
"Eğer sadece bu ikisinden birine tutunursan,
Hüsran yazgısı kalbini ele verecektir."
Bunu sen de bilirsin!

Şimdi bir topraksın,
bir tohumu sana rüzgar taşıyacak,
sen de yeşereceksin!

Bir gün bakacaksın ki,
o tohum, koca bir çınar olacak,
Ve en sonunda anlayacaksın ki,
Yaşamın boyunca deli divane davranışların,
tek bir şeye delalet etmişti!
Kalbin bir çınar için can vermişti.

Zihnin bir yanılsamadan ibaretti.
Artık kalbin yaşayacak,
çünkü yegane arayışların,
kalbinde doğacak.